Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya'ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi.
Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi.
Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan.
Merak etti, sordu:
- Hangi kumaştan sattın?
-Şu kumaştan efendim.
-Metresini kaça verdin?
-On akçeye.
-Nasıl olur?" diye hayret etti,
-Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu?
ABD�eki Ermeni lobisinin Türkleri karalama kampanyalarına tek başına karşı koydu. Hem İslam�n yayılması hem de Osmanlı için büyük çaba harcadı.
Nisan ayı Dışişleri Bakanlığı çalışanları için dert ayıdır. Her yıl nisanda Ermeni diasporasının gündeme getirdiği soykırımı iddialarıyla sıkıntılı günler geçiren bakanlık çalışanları bu zaman diliminin kazasız belasız atlatılması için çalışır. Ermeni lobisinin güçlü olduğu ABD ve Fransa�a, kongre veya meclisten aleyhte bir karar çıkmaması için kimi zaman siyasî kimi zaman da ticarî ilişkiler kullanılır. Bu da olmazsa ülkedeki Türkiye yandaşı lobilerden (Musevi lobisi gibi) yardım istenir. Tüm bu çabaların sonunda o ay atlatılır ve bir sonraki nisan beklenir.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli kilometre taşlarından biri haline gelen Ermeni meselesinin iç yüzünü Amerikan kamuoyuna bir türlü anlatamayan Türkiye�in yaşadıklarını bir zamanlar Osmanlı Devleti de yaşamıştı. Bir taraftan Anadolu�a açtıkları misyoner okulları ile Ermenistan� kurmak için genç kadrolar yetiştiren Protestan rahiplerin yalanları diğer taraftan bu ülkeye kaçan Ermenilerin iftiralarıyla boğuşan Osmanlı hariciyesinin durumu gerçekten içler acısıydı.
Bütün dinlerin özü Islam dini, Allahin dininin orijinal versiyonudur.Önceki dinler de Allahindi ama o dinler virüslendi.Akli basinda olan, gercek dini arayan hristiyanlar Allahin orijinal dinini(harddsiklerine kalplerine)download ederek (indirerek) müslüman oluyorlar.
Bir tarafta papa sacmaliyor,bir tarafta dindaslari
Amerikalilar,ingilizler,Ruslar,orayaburayasaldiriyorlar.Aslinda onlar depresyondalar,dalalette(sapiklikta)lar. Fatiha suresinin sonunda da"veladdalliyn" denir ya...bizi sapitan hristiyan ve yahudilerin yoluna götürme ya Rabbi denir.
Onlara tek söylenecek sözümüz,sakin olun,elinizi vicdaniniza koyun ve katolik teolog(simdi müslüman)Prof.Dr.Schwarzenau gibi dogruyu itiraf edin.Günesi balcikla sivayamayacaksiniz. Bu din Allah"indir ve Allah c.c.onu koruyacaktir.Allah size de hidayet etsin.Anlasilan siz ortodokslarla Islam aleyhinde planlar pesindesiniz.Insallah o planlarinizi Allah cc kafaniza gecirecek ve dini Islami yüceltecektir.
Yahudi ve Hıristiyan metinlerinde yapılan tahrifat nedeniyle bu dinlerde asıl kaybolmuştu. Düşündüm; ve yanlıştan yola çıkarak doğruyu bulmanın mümkün olamayacağına karar verdim. Hıristiyanlığı terk ettim. Sonrasında Doğu dinleri ve felsefeleriyle ilgilenmeye başladım. Uzunca bir süre Budist tapınaklarında meditasyon yaptım ve keşişlerle sohbet ettim. Meditasyonun bana hoş duygular yaşattığını itiraf etmeliyim. Fakat benim varoluş hakikatiyle ilgili sorularıma cevap vermiyordu. Aksine, bu konularda konuşmanın bile aptalca olduğu ve bu tür sorulardan kaçınılması gerektiği düşünülüyordu.
BENİM gerçeği arayış maceram birkaç yıl önce başladı. Özellikle varoluşumuzun ardında yatan gerçeği öğrenmeyi istiyordum. İnancım, hayatı doğru anlamanın bugün karşı karşıya olduğumuz dünyevî problemlerin çözümü için bir anahtar vazifesi göreceğiydi. Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştim. Kitab-ı Mukaddes� okumaya ve sorular sormaya başlamıştım. Ancak ısrarlı sorularım karşısında rahibin bana söylediği tek şey, �nanmak zorunda olduğun için inanmalısın!�oldu. Bu yetmiyormuş gibi, Kitab-ı Mukaddes okumalarım sırasında çok açık çelişki ve yanlışlarla karşılaşıyordum. Kafam allak bullak oluyordu.
* Müslüman yol levhası gibidir. Sizi arzu ettiğiniz yere götürür. Yol levhası olmak çok kıymetlidir. Çünkü Cehenneme götüren yol levhaları da çok var. Levhanın maddi değeri yoktur. Ama gösterdiği istikamet çok mühimdir.
* Allahü teâlâ bir kuluna hayır murat ederse, onun kalbine sevdiği kullarının sevgisini verir. Bir insanın ehli saadet mi ehli felaket mi olduğu buradan da anlaşılır. En sevdiği kul, Peygamber efendimizdir. Ehl-i sünnet âlimlerimiz, mezhep imamlarımız da Peygamber efendimizin vârisleridir.
* Rasgele su içmediğimiz gibi, rasgele kitap da okunmaz. Ehl-i sünnet itikadı temiz su gibidir. Ehl-i sünnet âlimleri bu suyu, içine pislik bulaştırmadan muhafaza ederek bize kadar ulaştırmışlardır.
* Müslüman demek, hasreti çekilen insan demektir. Bir kimsenin hasreti çekilmiyorsa, son nefeste imanı tehlikededir.
* Bir müslüman, bir müslümanın yanına, herhangi bir iş için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, o kendisinden çekinilen müslümanın son nefesinden korkulur.
* Güzel ahlak, kimseye yük olmamak, fakat herkesin yükünü çekmektir.
Müslüman hasreti çekilen insandır
* Müslüman demek, hasreti çekilen insan demektir. Bir kimsenin hasreti çekilmiyorsa, son nefeste imanı tehlikededir.
* Bir müslüman, bir müslümanın yanına, herhangi bir iş için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, o kendisinden çekinilen müslümanın son nefesinden korkulur.
John J. Dunne'nin hidayet öyküsü
KATOLİK BİR AİLENİN ÇOCUĞU olarak dünyaya geldim. Babam da böyle bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Annem ise gençlik yıllarında kendi isteğiyle katolikliği tercih etmiş birisiydi. Bu tercihi yapmasında annesini bir trafik kazasında kaybetmesi etkili olmuş. Babamla karşılaşana dek bir manastırda yaşamış. Evlendikten sonra her ikisi de kilise korosunda görev yapmaya başlamışlar. Yani, ailem oldukça dindardı. Pazarları kiliseye giderdik. Pazartesi öğleden sonra katolik eğitimi aldığımız derslere devam ederdik. Birkaç yıl içinde de kilise ayinlerinde görev alacak hâle gelirdik
İslâmla ilgili ilk hatıram, dokuzuncu sınıfta aldığım sosyal bilimler dersine kadar uzanır. Sınıf arkadaşlarımdan birine, "eğer bir gün katolik kilisesinden ayrılırsam, Müslüman olacağım,"dediğimi hatırlıyorum.
Müslüman olan Amerikalı rahip Yusuf Estes anlattığı hidayet hikâyesinde ABD'de özellikle Katolik rahip ve vaizlerin İslâmiyet'e büyük ilgi duyduğunu ve hatta birçok rahibin İslâm üzerine doktora yapmakta olduğunu ifade ediyor.
Estes'e göre önyargısız rahiplerin İslâm hakkında genel kanaati olumlu yönde.
Şok edici bir haber - Meğer Müslümanlar, zaten İncil’e inanıyorlarmış...
O gün, 1991’in baharında, Müslümanların İncil’e inandığını öğrenmiştim. Şok oldum. Bu nasıl olabilirdi? Fakat bununla da kalmıyordu: Onlar İsa’ya da inanıyordu..
Müslümanlara göre de:
l Allah’ın sadık bir elçisi;
Evet, evet doğru. Diyanet İşleri Başkanı din değiştirirse, örneğin Hıristiyan olursa, bunun Rusya’da duyulmaması mümkün mü? Bir temenni değil tabii ki, bir soru.
Düşünsenize Türk Diyanet İşleri Başkanı Hıristiyan olduğunu açıklasa, kıyamet kopar değil mi?
Rusya’nın Diyanet İşleri Başkanı Polosin, bütün Rus medyasının önünde şöyle diyor:
“Kamuoyunda şehadet ederim ki ben Ortodoks Kilisesi’nin ne papazı ne de müridiyim… Eşhedüenlailaheillallah…”
Evet, evet doğru. Diyanet İşleri Başkanı din değiştirirse, örneğin Hıristiyan olursa, bunun Rusya’da duyulmaması mümkün mü? Bir temenni değil tabii ki, bir soru.
Düşünsenize Türk Diyanet İşleri Başkanı Hıristiyan olduğunu açıklasa, kıyamet kopar değil mi? Hele Ortodoksluğun kalesi komşumuz Rusya’da nasıl yankılanır kim bilir? Dünya bile çalkalanır değil mi?
8 yasinda hafiz olur. 9 yasinda anne ve babasini kaybettikten sonra Erzurum kendisine dar gelir ve Istanbul'a kaçar. Bir yolunu bulup Gönenli Mehmet Efendi ile tanisir. Hocaefendi'nin de destegiyle okumaya baslar ve müezzin olur. Müezzinlik yaptigi 17 yil boyunca Ingilizce, Ispanyolca, Portekizce ve Arapça ögrenir.
Ney ve ud dersleri alir. Bu alanda kendini ispat ettikten sonra 80'in üzerinde ülkede konser ve Türk musikisi üzerine konferans verir. Dogustan iki gözü de görmeyen Ismail Çimen simdilerde ise çalismalarini musiki, enstrüman ve tasavvuf olmak üzere üç yönde sürdürürken, gören gözlere rehber olmaya da devam ediyor...
Ismail Çimen'in henüz 9 yasinda iken Erzurum'un Çat ilçesinden Istanbul'a kaçisiyla ivme kazanan hayat hikayesi azmin, cesaretin ve kararli olmanin açamayacagi hiçbir kapinin olmadigini gözler önüne seren güzel örneklerle dolu.
Son yorumlar
9 hafta 2 gün önce
12 hafta 1 gün önce
17 hafta 2 gün önce
17 hafta 4 gün önce
19 hafta 4 gün önce
21 hafta 3 gün önce
30 hafta 2 gün önce
30 hafta 2 gün önce
31 hafta 2 gün önce