Efendimiz (s.a.v.)'in hicreti

İslam'ı tarihinin hatta dünya tarihinin en önemli olayıdır Hicret. Hicretle birlikte İslam devletinin temelleri atılmış, dünyanın kurtuluşu için gerekli olan reçete daha kalın harflerle yazılmaya başlamıştır. Bugünkü sayfamızın ölçüleri nispetince anlatmaya çalıştığımız hicret, ayet ve hadisler ışığında tekrar tekrar okunması gereken önemli bir olaydır.

Akâbe Bey'atı

Sonraki yıl yani Peygamberliğin 13. senesinde 72 kişi olarak yine Akabe mevkiine gelerek Peygamberimiz ile görüşmek istediler. Efendimiz(sav), amcası Abbas ile birlikte Akabe'ye teşrif etti. Amcası henüz Müslüman olmamış, Ebu Talib'in vefatı sonrasında Peygamberimizle daha çok ilgilenmeye başlamış, ancak bu ilgisi kabile bağından ileriye gitmemişti. Toplantıda ilk konuşmayı Abbâs yaptı; "Ey Hazrec topluluğu, bu benim kardeşimin oğludur. Benim yanımda insanların en sevgilisidir. Siz onu tasdik ediyor onun getirdiklerine inanıyor ve kendisini alıp götürmek istiyorsanız, sizden bu hususta beni tatmin edici bir söz almak isterim. Siz ona vereceğiniz sözü yerine getirebilecek ve kendisini muhaliflerinden koruyabilecek misiniz? Bunu gereği gibi yaparsanız ne iyi. Yok eğer Mekke'den çıktıktan sonra kendisini yardımsız bırakacak rüsvay edecekseniz şimdiden bu işten vazgeçiniz, onu bırakınız. Yine kavmi arasında ve yurdunda izzet ve şerefiyle korunmuş olarak yaşasın."

Ahdimize sadıkız

Hz. Abbas'tan sonra Hz. Peygamber (s.a.s) konuştu. Bundan sonra Medineli müslümanlar düşüncelerini şöylece açıkladılar: "Allah'tan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bey'at ediyoruz. Biz, Rabbimize bey'at ediyoruz Allah'ın kudret eli ellerimizin üzerindedir. Kendimizi, oğullarımızı, kadınlarımızı esirgeyip koruduğumuz şeylerden seni de, esirgeyip koruyacağız. Eğer bu ahdimizi bozarsak, Allah'ın ahdini bozan, yaramaz, bedbaht insanlar olalım. Ya Rasûlallah! Biz ahdimizde sadıkız".

Peygamberimiz iki şart ileri sürdü, "Rabbim için şartım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmamanız yalnız O'na ibadet etmeniz, kendinizi, çocuklarınızı, kadınlarınızı esirgeyip koruduğunuz şeylerden, beni de esirgeyip korumanızdır" buyurdu.

Medineliler: "Böyle yaptığımız zaman bizim için ne var" dediler.

Allah Rasûlü de: "Cennet var" buyurdular.

Medineliler "bu kârlı alışveriştir" deyip Allah Rasûlüne bey'at ettiler.
Kubâ Mescidi'nin inşaası

Peygamber Efendimiz (sav), Medine'ye hicreti esnasında Kubâ'ya varıp, Küslum bin Hidm'in evinde misafir olmuştu. Daha evvel hicret edenlerin evine misafir oldukları Hüslum bin Hidm, Ensar'dan olup Hicret'ten önce Müslüman olmuş yaşlı bir zattı. Peyfamber Efendimiz (sav) Kuba'da 14 gün kalmış ve bu süre zarfında Sa'd bin Hayseme'nin evine de giderek Müslümanlarla sohbetlerde bulunmuştu. Peygamber Efendimiz (sav)'in ziyareti esnasında Kubâ Mescidi'nin inşaasına başlanmış ve Peygamber Efendimiz (sav) bu inşaatta bizzat çalışmıştı. Bu mescitte namaz kılanın bir umre sevabı kazanacağı Efendimiz (sav) tarafından bildirilen Kubâ Mescidi zamanla değişikliğe uğramış, Ömer Bin Abdülaziz, mescidi genişletip bir minare ilave etmiştir. Sık sık tamir edilen Mescid'i, Kanuni Sultan Süleyman, yıktırıp yeniden yaptırmış, bu arada kuyular da kazdırarak su ihtiyacının karşılanmasını sağlamıştır. Kubâ Mescidi günümde bir ziyaretgahtır. 20 Eylül 622
Efendimiz(sav)'in hicreti

"Her kim diniyle bir yerden bir yere hicret ederse, gittiği yer bir karış yer de olsa Cennet'te İbrahim ve Muhammed (s.a.s) onun arkadaşı olur."

Hicret, dünya tarihi için en önemli olaylarına başında gelir. Peygamber Efendimiz ve ashabının Mekke'de kalmaları her geçen gün biraz daha zorlaşıyor, azgın müşriklerin yaptığı işkenceler arşa dayanıyordu.

Mekkeli müşriklerin inkarda ısrar etmeleri Peygamber Efendimiz ve dostları tebliğ görevini yerine getirmek için Mekke dışına çıkmaya başladılar. Taif'e giderek İslamı anlatmaya çalışan Peygamber Efendimiz, burada türlü hakaretlere uğramış hatta taşlanmıştı. Bu azgın milleti Allah'u Teala'ya şikayet etse bir anda yerin dibine gireceklerini biliyordu. Ancak beddua etmedi. Mekke'ye dönerek buraya gelen diğer milletlerden insanlara İslamiyet'i anlatmaya ve davet görevini devam ettirmeye çalıştı.
Akâbe'de 6 Medineli

Efendimiz bir gün Akâbe mevkiinde Medineli altı kişi ile karşılaştı. Onlara Kur'ân okudu ve İslâm'a davet etti. Medineliler Peygamberimizle konuştuktan sonra durumu kendi aralarında değerlendirdiler.

"Yahûdilerin geleceğini bildikleri ve kendisiyle bizi korkuttukları peygamber bu olmasın" diyerek Yahûdilerden önce müslüman olmanın daha hayırlı olacağına inanarak Müslüman oldular. Çünkü, Medine'de bulunan Yahudiler bir Peygamber'in geleceğini biliyorlardı. Medinelilerle araları açıldığı zaman onlara "Bir Peygamber gönderilmek üzeredir. O Peygamber gelince biz ona tabi olacağız, İrem ve Âd kavimleri gibi sizin kökünüzü kazıyacağız" diyorlardı.

Akabe'de Müslüman olanlar bir sonraki sene 12 kişi olarak tekrar geldiler Mekke'ye. Peygamber Efendimiz ile görüşerek "Hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek, iftira atmamak, Allah ve Rasûlüne muhalefette bulunmamak hususunda" söz vererek ayrıldılar.
İlk hicret edenler Cahşoğulları

Müşrikler Akabe'de bey'atı haber alınca Efendimizi Mekke dışına çıkarmamak için tedbirler almaya başladılar. Çünkü dışarı çıkarsa daha büyük güçle karşılarına dikileceğini tahmin edebiliyorlardı.

Sir süre sonra Efendimiz, Müslümanların Medine'ye hicretlerine müsade etti. İlk hicret eden Cahşoğulları oldu. Bunlardan sonra Hz. Ömer hicret için hazırlığa başladı. Silahını kuşandı, Kâbe'yi tavaf ederek çevredekilere hicret etmekte olduğunu bildirdi. Daha sonra da ekledi: "Anasını ağlatmak, karısını dul bırakmak isteyen varsa beni izlesin." Ardından büyük bir sahabi grubuyla yola koyuldu.

Hz. Ömer'den sonra Hz. Hamza ve diğer müslümanlar hicret ettiler.

Hz. Ebû Bekir de hicret etmek istiyordu ancak, Peygamberimiz ona "acele etme, belki Allah sana bir arkadaş bulur" diyerek beklemesini söyledi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir iki deve satın alıp, hicret edeceği günü beklemeye başladı.
Müşriklerin sinsi planı

Mekkeli müşrikler, Müslümanların Medine'ye hicretini ve orada tutunmaya başladıklarını görünce iyice tedirgin olmaya başladılar.

Darü'n-Nedve adı verilen yerde toplanarak, ne yapmaları gerektiğini tartışmaya başladılar. Peygamber Efendimizi katletmeyi düşünüyorlar ancak kabileler arasında bir kan davası çıkmasında endişe ediyorlardı. Sonunda Ebu Cehil'in fikrini benimseyerek dağıldılar. Ebu Cehil şu görüşü öne sürmüştü: Her kabileden bir delikanlı seçilecek, bu delikanlılar peygamber efendimizi katledecekti. Böylece kan davası sürdürülemeyecekti.

Onlar böyle hileler düşünürken Efendimiz de Hz. Ebu Bekir'in evine gelerek, Allah'ın hicret iznini verdiğini ve Hz. Ebu Bekir'in de yol arkadaşı olacağını bildirdi. Böylece yol hazırlıkları başladı. Efendimiz'in üzerinde bulunan bazı emanetlerin verilmesi ve müşriklerin yanıltılması için Hz. Ali o gece Peygamber Efendimiz'in evinde bırakıldı.
Aralarından geçip giden Peygamberi göremediler

Gecenin geç vaktinde müşrikler Peygamberimizin evini kuşattılar. Allah Rasûlü Kur'ân okuyup Rabbi'ne sığınarak müşriklerin arasından görünmeden geçip gitti. Bir süre sonra müşrikler Peygamberimizin yatağında yatanın Hz. Ali olduğunu görünce tuzaklarının boşa gittiğini anladılar.

Allah Resulü, Hz. Ebu Bekir ile birlikte yol çıktı. Efendimiz ve yol arkadaşı, peşlerindekileri yanıltmak için Medine istikametine değil de ters taraftaki Sevr Dağı'na yol alıyordu. Sevr'deki Hira Mağarası'na gelince konakladılar. Müşrikler ise Hz. Ali'den ve Hz. Ebu Bekir'in kızı Esma'dan bilgi almaya çalıştılar ancak bunda başarılı olmadılar. Yörenin en iyi iz sürücülerini de yanlarına alarak Efendimizi aramaya başladılar. Peygamber Efendimizi, dağ-tepe demeden heryerde arıyorlar ancak bir türlü bulamıyorlardı. Bir ara mağaranın ağzına kadar geldiler, ancak örümcek ağı ve güvercin yuvasını görünce geri döndüler.
Gece yolculuk ediyorlardı

Peygamber Efendimiz ve Hz. Ebu Bekir, bu mağarada üç gün kaldılar. Bu üç gün zarfında Hz. Ebubekir'in kızı ve oğlu onlara yiyecek taşıdılar. Daha sonra tutulan yol kılavuzu Uraykıt, Peygamberimiz ile Hz. Ebubekir'in bineceği develeri getirdi. Bu yolculuk boyunca geceleri ilerliyor, gündüzleri de gizleniyorlardı.

Mekkeli müşrikler Peygamber Efendimizi bulamamanın verdiği eziklikle çılgına dönmüş, bulana ödül vermeyi bile taahhüt etmişlerdi. Verilecek ödül ise yüz deveydi. Bu ödül, herkesin ağzını sulandırıyordu. Yüz develik ödül haberi Süreka'nın diyarına da ulaşmış, üç kişilik kafilenin görüldüğü haberini alan Süreka, atını ve okunu alarak yola koyuldu. Belirtilen yöne doğru hızla yol almaya başladı. Süraka kısa bir müddet sonra Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir'e yetişti. Onlara "bugün seni benden kim kurtarabilir" diye bağırdı. Peygamberimizin duasıyla Süraka'nın atının ön ayakları kuma gömüldü. Böylece Allah bu kutsî Medine yolculuğunda Rasûlünü yalnız bırakmayarak onu tehlikelere karşı bir kez daha korudu. Atının kuma gömülmesi sonucunda gerçeği anlayan Süraka affını rica etti. Peygamberimiz de ona dua ederek affetti. Süraka hemen orada Müslüman oldu.
Medineli Müslümanların gözü yollarda

Peygamberimizin Mekke'den çıktığını duyan Medine'deki müslümanlar yolları gözlüyorlar, hergün güneşin doğumundan önce Harra mevkiine çıkıyorlar, sıcak bastırıncaya kadar da bekliyorlardı. Bir gün Yahudi'nin birisi bir işiyle ilgili olarak yüksek bir kuleye çıkıp etrafı gözetlemeye başlamıştı. Peygamberimizin ve arkadaşlarının gelmekte olduğunu gördü. Kendisini tutamayarak heyecanla " ey Arap topluluğu! İşte nasibiniz, devletliniz, beklediğiniz ulu kişiniz geliyor" diyerek Rasûlullah'ın geldiğini onlara haber verdi.

Medineliler yollara dökülüp Peygamberimizi karşıladılar. Peygamberimiz burada bir müddet kaldı ve Kuba Mescidi'ni inşa ettirdi. Hz. Ali de Kuba'da Rasûlulah'a yetişti.

Peygamberimiz bir kaç gün sonra Medine'ye hareket etti. Hareketinden önce Neccâroğullarına kendisini Medine'ye götürmeleri için haber gönderdiği de rivayet edilmektedir.
Ev sahibi: Ebu Eyyûb El-Ensari

Neccaroğulları Peygamberimizi Medine'ye götürdüler. Hz. Peygamber (s.a.s)'in Medine'ye gelişi Medineli mü'minleri büyük bir sevince boğdu. Halk Peygamberimizi ağırlamak için can atıyordu. Allah Rasûlü hiç kimseyi kırmak istemiyordu. "Devenin yolunu açınız. Nereye çökeceği ona buyrulmuştur" diyordu. Deve boş bir araziye çöktü. Peygamberimiz bu araziye akrabalarından kimin evinin yakın olduğunu sordu. Böylece Neccaroğularından Ebu Eyyûb El-Ensâri'nin evine misafir oldu.
Peygamberin ilk sancaktarı

Yüz deveye sahip olmak isteyenlerden biri de Büreyd idi. O da kendi kabilesinden yetmiş atlı ile yola çıkıp Peygamberimize yetişti. Ancak bütün gayretlerine rağmen muvaffak olamadı. Daha sonra İslam tebliğ edilince yanındakilerle birlikte Müslüman oldu. Büreyd, peygamberimizin Medine'ye sancaksız girmesinin uygun olmayacağını düşünerek, başından sarığını çıkardı, mızrağının ucuna bağladı ve böylece Medine'ye kadar Peygamberimizin sancaktarlığını yapmış oldu.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <img> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar